Hoşgeldiniz  
ads

Toplum mu İnşa Ediyoruz?

Seray Sayar Levent | 27 Şubat 2026 | Alt Manşet, Dünya, Ekonomi, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Manşet, Son Dakika, Sürmanşet, Tüm Manşetler, Yerel Haberler


Seray Sayar Levent
seray.levent@gmail.com

İki haftadır aynı konu üzerinde yazıp duruyorum. Zira bir eğitimci, çocuk gelişimci ve memleket sevdalısı Türkiye Cumhuriyet’i vatandaşı olarak çaresizlikten içim acıyor…Ben ikinci sınıfın yaz ayında kendi isteğim ile camiye gidip din eğitimi almaya başlamıştım. İlk gittiğim cami de hocanın defterimi kapladığım mecmua sayfasının üzerinde Emel Sayın fotoğrafını görüp, onlar şöyle böyle deyip sinkaflı sözleri üzerine, yine kendi kararımla camiye gitmekten vazgeçip, başka camiye gitmeye başlamıştım. Hiç unutmuyorum, Erkek Kuran Kursu olan cami de kız öğrenci alınmazken, benim istekli olduğumu gören cami hocası mutfakta eğitim almama izin vermişti ve bunu da hiç unutmam “sen daha sabisin nasıl istersen öyle gel” diyerek bazen örtmeyi unuttuğum örtüsüzlüğümü bile kabul etmişti. Enes abi… Eğer hala hayattaysa ve cami hocası amca adını şimdi hatırlamıyorum, ömürleri sağlıkla uzun, vefat ettilerse de mekânları cennet olsun. Enes abi benim hocamdı kuran kursunda öğrenime gelen kıdemli abi… Ve her yaz sabırla önce duaları daha sonra Kuran-ı Kerim’i anlamlarıyla okumama, nihayetinde ortaokul 2. Sınıf bitimi yaz tatilinde hatim indirmeme vesile olan hayatımda önemli iki insan…Bizim aile yapısı sekülerdir, yani yaşlılığın dışında ki o da eşarptır başını örten olmadı. Ramazanda orucunu tutan, dini vecibelerini dini zamanlarda yapan, akıllarına gelince namazını kılan bir ortamda büyüdüm. Yani kimse o ya da bu nedenle yap-yapma demedi, ben istedim… Çocuklarımı da aynı mantıkla büyüttüm. Karışmadım ve onlar öğrenmek istedikleri sürece öğrettim. Şimdi bile ne inançlarını sorgularım ne de politik düşüncelerini. Çünkü o onlara aittir ve kimseye de sorgulama hakkı düşmez.Biz din eğitimini okullarda öğrendik aslında, namaz kılmayı sıranın üstüne çıkarak yapardık mesela… Duaları, namazı ortaokul yıllarında öğrenmeye başlamıştık. O dönemde kimin başı örtülü, kimin örtüsüz, hiç farkında bile değildik. Ne sorgular ne de merak ederdik. Çünkü bizi ilgilendirmezdi. Nihayetinde biz çocuktuk ve tek derdimiz oyun oynamak, sınıfımızı geçebilmekti hepsi bu…Aramızda din dersinde namaz kılmayan dua öğrenmeyen arkadaşlarımız bile vardı. Onları da sorgulamazdık. Öğretmenimize de sorduğumuzda “öyle olması gerek “der bitirirdi konuyu. Yıllar sonra en yakın arkadaşımın Hristiyan olduğunu kendinden duyduğumda çok şaşırmıştım. Düşünün öyle çocuktuk işte bizler… Neden bir insanın dini, politik görüşü sorgulanır ki?Bu arada dört hak kitabı da okudum. Din mi değiştirdim? Topluma zararlı bir insan mı oldum? O ya da bu yola mı kaydım?Belki de şimdi nedenini anlamakta zorlandığım korkulan şeyi yaptım… Sorguladım… İnsanlığımı, varoluş nedeni mi, dinin amacını, ahlakın ve insani değerlerin ne derece önemli olduğunu, kendimden başka kimseye zarar vermeden sorguladım…Ya şimdi…Bilimin reddettiği, çocuk gelişimine aykırı bir eğitim sistemi oturtturulmaya çalışılıyor…Kitaplarda örtülü anneler ya da sakallı babalar, sınıflarda okulöncesi bebelere okutulan ilahiler, ilköğretim çocuklarına ölümü, ahireti anlatan şiirler, yine ilahiler ezberlettirilmeye çalışılıyor.Eğitimde değer aktarımı elbette gereklidir. Ancak burada esas mesele, hangi değerlerin, ne kadar, nasıl ve hangi yaşta verildiğidir. Tek yönlü ve yoğun normatif içerik, pedagojik dengeyi zorlayabilir.Çocuğun bireysel merak duygusu, sorgulama ihtiyacı ve keşfetme arzusu, gelişim sürecinin temel yapı taşlarıdır. Bu alanların yeterince desteklenmediği bir eğitim ortamı, uzun vadede düşünsel çeşitliliği ve yaratıcı potansiyeli sınırlandırabilir.
Ders kitaplarında belirli sembollerin yoğun biçimde yer alması da yalnızca görsel bir tercih değildir; bu, aynı zamanda kültürel temsil politikasıdır. Temsil çeşitliliğinin azalması, toplumsal çoğulluğun pedagojik alanda yeterince karşılık bulmamasına yol açabilir. Oysa çok kültürlü ve çok sesli bir toplumda eğitim, kapsayıcı bir dil üretmekle yükümlüdür. Bu yaklaşım, toplumsal barışın ve ortak yurttaşlık bilincinin güçlenmesine katkı sağlar.
Toplumsal uyum ile kültürel tek tipleşme arasındaki fark burada belirginleşir.Uyum, ortak değerler etrafında bir arada yaşamayı mümkün kılarken; tek tipleşme, bireysel farklılıkları görünmez kılabilir. Eğitim sisteminin temel hedeflerinden biri, bu hassas dengeyi koruyabilmektir.Uzun vadede eleştirel düşünmenin, bilimsel merakın, sanatın ve felsefi sorgulamanın geri plana itildiği bir eğitim modeli; yenilikçilik, üretkenlik ve toplumsal dinamizm açısından sınırlayıcı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle eğitim politikalarının belirlenmesinde pedagojik bilim, gelişim psikolojisi ve sosyolojik veriler birlikte değerlendirilmelidir.Mesele, din eğitiminin varlığı ya da yokluğu değil; eğitimde denge, çoğulculuk ve çocuk merkezli yaklaşımın korunmasıdır.Sağlıklı toplumlar, tek tip bireylerden değil; düşünen, sorgulayan, empati kurabilen ve birlikte yaşama kültürünü içselleştirmiş bireylerden oluşur.
Ve son söz: Atalarımızın şehit kanlarıyla sulanmış, çok acılar çekmiş, yoktan var olmuş bir vatanı heba etmeyin, bize önce insanlığı öğretin, barışı, kardeşliği, bölünmemeyi, hırsızlık yapmamayı, insan ayırmamayı, kul hakkı yememeyi, daha güçsüz canlıları yok etmemeyi,tek bir yürek olmayı aşılayın… En önemlisi bize Allah korkusu değil… Allah sevgisini anlatın… Yazın, çizin, biz de sayfalarca evlatlarımıza insanlığı, iyiliği, hoşgörüyü, merhameti okuyalım, örnek olalım.  Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

16 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Gerçek Adana Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.