Hoşgeldiniz  
ads

“Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.”

Seray Sayar Levent | 13 Mart 2026 | Alt Manşet, Genel, Gündem, Manşet, Son Dakika, Sürmanşet, Tüm Manşetler, Yerel Haberler A- A+

 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü idi. 5 Şubat 1921tarihin de Taceddin Dergah’ına girip 7 Şubatta anekdotlara göre peçelere, sarı kağıtlara yazılmış bir milletin var oluş mücadelesinin kaleme dökülmüş halidir İstiklal Marşı…Aslında İstiklal Marşı, yokluk içinde var oluş mücadelesinin, vatan sevgisinin hangi boyutlarda yaşandığının göstergesidir. Yokluk içinde maddiyata değer vermeyen, bir bilim, sanat insanının şerefli duruşudur bu hikaye… 12 Mart, Türk milletinin hafızasında yalnızca bir marşın kabul edildiği gün değildir; bir milletin var olma iradesinin kelimelere döküldüğü gündür. İstiklal Marşı’nın Kabulü, Türk tarihinin en anlamlı anlarından biridir. Bir Milletin En Zor GünleriYıl 1920… Anadolu işgal altındadır. Batı’da Yunan ordusu ilerlemekte, şehirler birer birer düşmektedir. Millet yorgun, fakir ve umutsuzdur. Kurtuluş Savaşı bütün şiddetiyle sürmektedir.O günlerde Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca cephede savaşan askerlere değil, milletin ruhuna da güç verecek bir sembole ihtiyaç olduğunu düşünür: bir milli marş…Bunun üzerine bir yarışma açılır. Yarışmaya yüzlerce şiir gönderilir. Ancak yazılan şiirlerin hiçbiri milletin ruhunu tam anlamıyla yansıtmaz. Mehmet Akif’in Yarışmaya Katılmama SebebiO günlerde Ankara’da yaşayan büyük şair Mehmet Akif Ersoy yarışmaya katılmaz. Sebebi çok nettir: Yarışmanın kazananına 500 lira ödül verilecektir.Mehmet Akif, milli marşın para için yazılamayacağını düşünür ve şu sözü söyler:“Ben para için şiir yazmam.” Bu durum üzerine dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver, Akif’e özel bir mektup yazar. Ödül meselesinin çözülmesini sağlayarak onu ikna eder. Çünkü herkes biliyordur ki milletin ruhunu anlatabilecek kişi odur. Taceddin Dergâhı’nda Yazılan Bir DestanMehmet Akif, Ankara’da Taceddin Dergâhı’nda kalmaktadır. Küçük, sade bir oda… Sobanın zor yandığı, Ankara’nın ayazının içeri sızdığı günler…Cepheden sürekli haberler gelmektedir. Bir yanda şehitler, bir yanda açlık ve yokluk…İşte o günlerde Mehmet Akif, geceler boyunca düşünür, yürür, dua eder ve yazar.Bir arkadaşının anlattığına göre bazen sabaha karşı ayağa kalkar ve yüksek sesle dizeleri tekrar edermiş. O anlarda sanki yalnızca bir şair değil, bütün millet konuşuyormuş gibi… İlk Okunduğu AnŞiir tamamlanır ve 1 Mart 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okunur.Meclis salonu sessizdir.Hamdullah Suphi kürsüye çıkar ve şiiri gür sesiyle okumaya başlar:“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak…”Dizeler ilerledikçe milletvekilleri ayağa kalkar. Salon alkışlarla ve “Allah!” nidalarıyla yankılanır.Şiir 12 Mart 1921 tarihinde resmen kabul edilir. Ödülü Ne Yaptı?Mehmet Akif, kazandığı 500 lirayı kendisi almaz.Parayı yoksul kadınlara ve çocuklara yardım eden Darülmesai adlı hayır kurumuna bağışlar.Çünkü o marşı gerçekten para için değil, millet için yazmıştır. Bir AnekdotMehmet Akif’e bir gün şöyle sorarlar:“İstiklal Marşı’nı yeniden yazabilir misiniz?”Akif’in cevabı çok anlamlıdır:“Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.”Çünkü o marş, bir milletin ölüm kalım savaşı içinde doğmuştur. Bugün Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı, yalnızca bir şiir değildir.O; yokluk içinde direnen askerlerin, cepheye mermi taşıyan anaların,  özgürlükten vazgeçmeyen bir milletin ruhudur.  Tabii ki marşın yazılmasıyla olay bitmemişti ve bestelenmesi gerekiyordu. Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi 1924–1930 yılları arasında resmî törenlerde çalındı. Bu beste daha çok klasik Türk musikisi makamlarına yakın bir karakter taşıyordu. Ancak zamanla, bazı müzik çevreleri ve devlet yetkilileri marşın daha evrensel, daha güçlü ve orkestraya uygun bir yapıda olması gerektiğini düşünmeye başladı. Bu nedenle 1930 yılında marşın bestesi değiştirildi. Bugün hâlâ kullanılan beste, Osmanlı’nın son döneminde yetişmiş önemli bir müzisyen olan Osman Zeki Üngör tarafından yapılmıştı.Osman Zeki Üngör aynı zamanda: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın ilk şeflerinden biriydi. Batı müziği tekniğini iyi bilen bir besteciydi.Onun bestesi daha marş ritmine uygun, güçlü ve orkestral olduğu için resmî olarak kabul edildi.Daha sonra marşın orkestra düzenlemesini ise Ermeni asıllı Türk besteci Edgar Manas yaptı. Böylece İstiklal Marşı bugünkü görkemli hâline kavuştu. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda verdiğimiz savaşlarda etnik kökenlere bakmayan, vatanı için canını veren, milli beraberlik ruhuyla var olan,milletin evlatlarıyız ve İstiklal Marşı’mızın bu hale gelmesinde de bütün etnik kökenli vatandaşlarımızın aynı çatı altında toplandığını her dönem görmek mümkün. İnanıyorum ki, bir millet vatan topraklarını korumak ve ulus olabilmek için bu kadar mücadele, yokluk çekmemiştir. Bunca acılar çekerek bu topraklara, etnik kökeni ne olursa olsun sahip çıkmış ataların torunları olarak, söz konusu vatan değilse savaşa hayır! Mehmet Akif Ersoy’un da dediği gibi…“Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.” 

20 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Gerçek Adana Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.