48 yıl
önce nenemin söylediği söz bugün hâlâ geçerli mi? “Paralı adam akıllı adam,
parasız adam gereksiz adam…”
Benim meşhur
bir nenem vardı.
Onun da
meşhur, çok güzel lafları vardı. Mesela hep şunu söylerdi:
“Oğlum,
paralı adam akıllı adam; parasız adam gereksiz adam.”
Bana
kızmayın, nenem derdi.
Vefat edeli
tam 48 yıl oldu.
Aradan geçen
48 yıla rağmen bazı şeylerin hiç değişmediğini görünce, insan ister istemez
nenemin sözünü hatırlıyor.
Para hâlâ
güçlü…
Hem de
sadece ticarette, ekonomide değil; siyasette de.
Siyaset
neden bu kadar önemli?
Doğduğumdan
beri bu ülkede hep siyaset ve siyasetçiler gündemde oldu.
Yaptıklarıyla,
yapmadıklarıyla…
Bugün
köylünün, işçinin, emeklinin, doktorun, öğretmenin, hemşirenin ve toplumun
hemen her kesiminin ortak bir sorusu var:
“Hükümet
ne yapacak, ne verecek?”
Bir ülkede
emekli maaşları asgari ücretin altında kalıyor, açlık sınırı asgari ücretin
üzerine çıkıyorsa artık ozan olmaya gerek var mı?
Ozanın
söylediği türküyü zaten hepimiz mırıldanıp duruyoruz:
“Yiğit
muhtaç olmuş kuru soğana,
Üstünden doyan, doyana…”
Siyasetin
kalitesi neden düştü?
Asıl sorun
burada başlıyor.
Siyasetin
kalitesi düştükçe, siyasette bir yere gelmenin yolu da değişiyor.
Liyakat
yerine para, emek yerine güç, yılların siyasi birikimi yerine kişisel ilişkiler
ön plana çıkıyor.
Bugün
siyasetin ve siyasetçilerin karşı karşıya kaldığı birçok hukuki olayın
içerisinde para iddialarının yer alması, toplumun siyasete olan güvenini de
zedeliyor.
1980
öncesinde parayı, çıkarı ve kişisel menfaati konuşmak bile başlı başına başka
anlamlar taşırdı.
Bugün ise
siyaset çok farklı bir noktaya geldi.
Zaman
gerçekten çok değişti… Hem de çok.
İdeoloji
mi kaldı, çıkar mı?
Siyasetle
uğraşan birçok insanın artık ideolojiyle veya parti politikalarıyla arasındaki
bağın zayıfladığını görüyoruz.
Bazıları
için hedef artık partinin başarısı değil, bir sonraki makam.
O makama
ulaşmak için dün birlikte yürüdüğü yol arkadaşının önüne geçmek, hatta zaman
zaman onun üzerine basmak bile normalleşebiliyor.
Bugün
kendisini sol olarak tanımlayan bazı belediye başkanlarının rüşvet ve irtikâp
iddialarıyla veya suçlamalarıyla yargılanması da siyasetteki bu yozlaşmanın
tartışılmasını zorunlu kılıyor.
Burada
sorulması gereken soru çok açık:
Liyakat
mi, para mı?
Bence
Türkiye siyasetinin en önemli sorunlarından biri tam da budur.
Siyaset
makamı liyakat yerine parayı tercih etmeye başladığında, sistemin içerisine de
şu anlayış yerleşiyor:
“Benden
olsun, bir de cebi dolu olsun.”
Peki,
liyakat nerede?
Genel
başkanların gücü ve Siyasi Partiler Yasası
Türkiye’de
Siyasi Partiler Yasası değişmediği sürece, genel başkanların parti içerisindeki
geniş yetkileri de tartışılmaya devam edecek.
Genel
başkanın çevresinde “kadro” olarak oluşturulan yapıların, zaman içerisinde
liderle sorun yaşaması veya lidere sırt çevirmesi de siyasetin kronik
problemlerinden biri.
Çünkü mesele
sadece kişiler değil.
Mesele
sistem.
Yetkinin
fazla merkezileştiği bir siyasi yapıda, kişisel sadakat ile liyakat arasındaki
çizgi de giderek kayboluyor.
Liyakatli
insanlar siyasetten uzaklaşıyor
Bunun en
büyük bedelini ise gerçekten emek veren insanlar ödüyor.
Liyakatli,
birikimli ve yıllarca siyasetin içerisinde mücadele etmiş insanlar siyasetten
soğuyor.
Çünkü
görüyorlar ki;
Yıllarca
parti çalışmalarına katılmış…
Seçimden
seçime kapı kapı dolaşmış…
Yağmur,
çamur demeden çalışmış…
Bazen biber
gazı yemiş…
Bazen bedel
ödemiş…
Ama bütün
bunların sonunda birileri geliyor ve kısa sürede önemli makamlara taşınıyor.
İşte o zaman
insanın aklına şu soru geliyor:
“Ben
yıllardır neden mücadele ediyorum?”
Dün
gelen, bugün makam sahibi oluyor
Şimdi siyasi
partilerin yetkili kurullarına bir bakın.
Daha dün
partiye gelmiş bir kişi, kısa süre sonra milletvekili, belediye meclis üyesi
veya yönetim kurulu üyesi olabiliyor.
Peki ya
partinin gerçek emekçileri?
Yıllarca
mücadele eden, bedel ödeyen, partinin zor günlerinde yanında duran insanlar ne
olacak?
Siyaset
sadece parası olanların veya güçlü bağlantıları bulunanların yükseldiği bir
alan hâline gelirse, ideolojinin, emeğin ve sadakatin ne anlamı kalır?
İki güzel
sözle gönül mü alınır?
İşin en acı
tarafı da burada başlıyor.
Yıllarca
emek vermiş insana bazen iki güzel söz söylemek yeterli sanılıyor:
“Sen
bizim evladımızsın.”
“Sana bu
partinin ihtiyacı var.”
“Sen
benim en güvendiğim yoldaşımsın.”
Sonra?
Bir
bakıyorsunuz, yıllardır emek veren kenarda kalmış; parası, gücü veya bağlantısı
olan birileri ön sıraya geçmiş.
İşte burada
artık söylenecek söz kalmıyor.
Çünkü mesele
sadece bir kişinin kırılması değil.
Mesele
siyasetin değerlerinin aşınmasıdır.
Son söz
Nenemin
sözünün üzerinden 48 yıl geçmiş.
Ama bugün
hâlâ “paralı adam akıllı adam, parasız adam gereksiz adam” anlayışının
siyasette karşılık bulduğunu düşünüyorsak, durup biraz düşünmemiz gerekiyor.
Siyaset para
ile mi yapılacak?
Yoksa emek,
liyakat, dürüstlük ve mücadele ile mi?
Bence cevabı
çok net:
Siyaset,
parası olanın değil; liyakati, emeği ve inancı olanın yükseldiği bir alan
olmalıdır.
Aksi hâlde
geriye sadece makamlar kalır.
İdeoloji
gider, liyakat gider, emek gider…
Ve geriye yalnızca para ve güç kalır