Hoşgeldiniz  

Siyasette Liyakat mı kazanıyor, Para mı?

SÜLEYMAN YALÇIN | 06 Eylül 2026 | Alt Manşet, Dünya, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Manşet, Siyaset, Son Dakika, Sürmanşet, Tüm Manşetler, Yerel Haberler


SÜLEYMAN YALÇIN
gercekadana01@gmail.com


48 yıl önce nenemin söylediği söz bugün hâlâ geçerli mi? “Paralı adam akıllı adam, parasız adam gereksiz adam…”

Benim meşhur bir nenem vardı.

Onun da meşhur, çok güzel lafları vardı. Mesela hep şunu söylerdi:

“Oğlum, paralı adam akıllı adam; parasız adam gereksiz adam.”

Bana kızmayın, nenem derdi.

Vefat edeli tam 48 yıl oldu.

Aradan geçen 48 yıla rağmen bazı şeylerin hiç değişmediğini görünce, insan ister istemez nenemin sözünü hatırlıyor.

Para hâlâ güçlü…

Hem de sadece ticarette, ekonomide değil; siyasette de.

Siyaset neden bu kadar önemli?

Doğduğumdan beri bu ülkede hep siyaset ve siyasetçiler gündemde oldu.

Yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla…

Bugün köylünün, işçinin, emeklinin, doktorun, öğretmenin, hemşirenin ve toplumun hemen her kesiminin ortak bir sorusu var:

“Hükümet ne yapacak, ne verecek?”

Bir ülkede emekli maaşları asgari ücretin altında kalıyor, açlık sınırı asgari ücretin üzerine çıkıyorsa artık ozan olmaya gerek var mı?

Ozanın söylediği türküyü zaten hepimiz mırıldanıp duruyoruz:

“Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana,
Üstünden doyan, doyana…”

Siyasetin kalitesi neden düştü?

Asıl sorun burada başlıyor.

Siyasetin kalitesi düştükçe, siyasette bir yere gelmenin yolu da değişiyor.

Liyakat yerine para, emek yerine güç, yılların siyasi birikimi yerine kişisel ilişkiler ön plana çıkıyor.

Bugün siyasetin ve siyasetçilerin karşı karşıya kaldığı birçok hukuki olayın içerisinde para iddialarının yer alması, toplumun siyasete olan güvenini de zedeliyor.

1980 öncesinde parayı, çıkarı ve kişisel menfaati konuşmak bile başlı başına başka anlamlar taşırdı.

Bugün ise siyaset çok farklı bir noktaya geldi.

Zaman gerçekten çok değişti… Hem de çok.

İdeoloji mi kaldı, çıkar mı?

Siyasetle uğraşan birçok insanın artık ideolojiyle veya parti politikalarıyla arasındaki bağın zayıfladığını görüyoruz.

Bazıları için hedef artık partinin başarısı değil, bir sonraki makam.

O makama ulaşmak için dün birlikte yürüdüğü yol arkadaşının önüne geçmek, hatta zaman zaman onun üzerine basmak bile normalleşebiliyor.

Bugün kendisini sol olarak tanımlayan bazı belediye başkanlarının rüşvet ve irtikâp iddialarıyla veya suçlamalarıyla yargılanması da siyasetteki bu yozlaşmanın tartışılmasını zorunlu kılıyor.

Burada sorulması gereken soru çok açık:

Liyakat mi, para mı?

Bence Türkiye siyasetinin en önemli sorunlarından biri tam da budur.

Siyaset makamı liyakat yerine parayı tercih etmeye başladığında, sistemin içerisine de şu anlayış yerleşiyor:

“Benden olsun, bir de cebi dolu olsun.”

Peki, liyakat nerede?

Genel başkanların gücü ve Siyasi Partiler Yasası

Türkiye’de Siyasi Partiler Yasası değişmediği sürece, genel başkanların parti içerisindeki geniş yetkileri de tartışılmaya devam edecek.

Genel başkanın çevresinde “kadro” olarak oluşturulan yapıların, zaman içerisinde liderle sorun yaşaması veya lidere sırt çevirmesi de siyasetin kronik problemlerinden biri.

Çünkü mesele sadece kişiler değil.

Mesele sistem.

Yetkinin fazla merkezileştiği bir siyasi yapıda, kişisel sadakat ile liyakat arasındaki çizgi de giderek kayboluyor.

Liyakatli insanlar siyasetten uzaklaşıyor

Bunun en büyük bedelini ise gerçekten emek veren insanlar ödüyor.

Liyakatli, birikimli ve yıllarca siyasetin içerisinde mücadele etmiş insanlar siyasetten soğuyor.

Çünkü görüyorlar ki;

Yıllarca parti çalışmalarına katılmış…

Seçimden seçime kapı kapı dolaşmış…

Yağmur, çamur demeden çalışmış…

Bazen biber gazı yemiş…

Bazen bedel ödemiş…

Ama bütün bunların sonunda birileri geliyor ve kısa sürede önemli makamlara taşınıyor.

İşte o zaman insanın aklına şu soru geliyor:

“Ben yıllardır neden mücadele ediyorum?”

Dün gelen, bugün makam sahibi oluyor

Şimdi siyasi partilerin yetkili kurullarına bir bakın.

Daha dün partiye gelmiş bir kişi, kısa süre sonra milletvekili, belediye meclis üyesi veya yönetim kurulu üyesi olabiliyor.

Peki ya partinin gerçek emekçileri?

Yıllarca mücadele eden, bedel ödeyen, partinin zor günlerinde yanında duran insanlar ne olacak?

Siyaset sadece parası olanların veya güçlü bağlantıları bulunanların yükseldiği bir alan hâline gelirse, ideolojinin, emeğin ve sadakatin ne anlamı kalır?

İki güzel sözle gönül mü alınır?

İşin en acı tarafı da burada başlıyor.

Yıllarca emek vermiş insana bazen iki güzel söz söylemek yeterli sanılıyor:

“Sen bizim evladımızsın.”

“Sana bu partinin ihtiyacı var.”

“Sen benim en güvendiğim yoldaşımsın.”

Sonra?

Bir bakıyorsunuz, yıllardır emek veren kenarda kalmış; parası, gücü veya bağlantısı olan birileri ön sıraya geçmiş.

İşte burada artık söylenecek söz kalmıyor.

Çünkü mesele sadece bir kişinin kırılması değil.

Mesele siyasetin değerlerinin aşınmasıdır.

Son söz

Nenemin sözünün üzerinden 48 yıl geçmiş.

Ama bugün hâlâ “paralı adam akıllı adam, parasız adam gereksiz adam” anlayışının siyasette karşılık bulduğunu düşünüyorsak, durup biraz düşünmemiz gerekiyor.

Siyaset para ile mi yapılacak?

Yoksa emek, liyakat, dürüstlük ve mücadele ile mi?

Bence cevabı çok net:

Siyaset, parası olanın değil; liyakati, emeği ve inancı olanın yükseldiği bir alan olmalıdır.

Aksi hâlde geriye sadece makamlar kalır.

İdeoloji gider, liyakat gider, emek gider… Ve geriye yalnızca para ve güç kalır

89 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Gerçek Adana Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.