Evet, maalesef nefret diliyle büyüyen çocuklarımız artık sahalarda… Bir eğitimci verdiği eğitimini, olumlu davranış değişimi gördüğü zaman “ tamam” der. Bu dönütler bizler için çok önemlidir. Yıllar içinde hangi eğitim biçimi olumlu ya da olumsuz bunları görerek eğitim şeklimizi, eğitim programlarımızı değiştiririz. Biz eğitimciler bunu yaparız da ya aile…Ne tecrübeyi dinlerler ne de gerçek, kendini kanıtlamış bilim insanlarını, çünkü tek dertleri yanlışlarına bir ortakçı bulmak. En çok üzüldüğüm de mutlaka o ortakçıyı bir şekilde bulmaları. İşte! Korkunç olan bu, yanlışın alkışlandığı, desteklendiği, her platformda nefret dilinin kullanılıp bununda normalleşmesi…Sonra da şu soruyu sorarız: Çocuklarımız neden birbirlerine bu kadar kolay şiddet uygulayabiliyor?Bir çocuk neden başka bir çocuğa zarar vermeyi göze alacak kadar öfkeleniyor, kopuyor veya şiddeti bir çözüm olarak görebiliyor?Çünkü karşımızda yalnızca “şiddet uygulayan çocuk” yok.Karşımızda şiddeti öğrenen, şiddete maruz kalan, dışlanan, öfkesi büyüyen, dijital dünyanın içinde saatlerce yaşayan, bazen hiçbir yetişkin tarafından gerçekten fark edilmeyen çocuklar var.Çocuklar bir gecede saldırgan olmuyor. Bir çocuk sabah kalkıp durduk yere “bugün birilerini bıçaklayacağım” noktasına gelmiyor.Çoğu zaman öncesinde bir hikâye vardır. Dışlanma… Akran zorbalığı… Aşağılanma… Öfke…Yalnızlık… Kendini değersiz hissetme… Aile içindeki problemler… Okulda yaşanan çatışmalar… Sosyal çevrede kabul görme çabası…Ve bazen bütün bunların üzerine eklenen kontrolsüz dijital dünya.Okul şiddetini inceleyen uzmanlar da şiddetin çoğu zaman aniden ortaya çıkan bir olay değil, öncesinde bazı işaretleri bulunan bir süreç olabileceğine dikkat çekiyor.Yani biz çoğu zaman son patlamayı görüyoruz. Ama çocuğun içindeki yangının ne zaman başladığını göremiyoruz. Akran zorbalığı artık sadece okul bahçesinde yaşanmıyorEskiden bir çocuk arkadaşından dayak yer, eve gelir ve olay orada kalırdı.Şimdi durum farklı. Çocuk okuldan çıktıktan sonra da zorbalığın içinde kalabiliyor.WhatsApp grupları… Instagram… TikTok… Oyun platformları… Mesajlar… Videolar…Paylaşımlar…Bir çocuğu gruptan çıkarmak, onunla alay etmek, fotoğrafını paylaşmak, tehdit etmek, küçük düşürmek…Bunların hepsi çocuğun dünyasında gerçek.Millî Eğitim Bakanlığının 2025’te 7.511 lise öğrencisiyle yaptığı araştırmada öğrenciler, toplumda şiddetin en çok görüldüğü alanlardan biri olarak dijital ortamı göstermiş; özel bilgi veya fotoğraf paylaşımı ve tehdit de öğrencilerin şiddet olarak algıladığı başlıca davranışlar arasında yer almıştı.Yani çocuk artık zorbalıktan kaçıp eve geldiğinde bile zorbalıktan kurtulamıyor. Çünkü zorbalık cebindeki telefondan evine giriyor.Peki teknoloji mi suçlu? Hayır. Teknoloji suçlu değil.Ama teknoloji denetimsiz kaldığında çocuğun dünyasında çok güçlü bir öğretmene dönüşebiliyor.Çocuk saatlerce şiddet görüntülerine, kavga videolarına, aşağılamaya, hakarete ve saldırganlığın eğlence gibi sunulduğu içeriklere maruz kalabiliyor.Bir süre sonra şiddetin görüntüsü sıradanlaşabiliyor. İnsanların acısı içerik haline geliyor.Kavga izleniyor. Dayak paylaşım oluyor. Aşağılama eğlence oluyor.Ve çocuk bütün bunları tekrar tekrar gördüğünde yetişkinin ona “Şiddet kötüdür.” demesi bazen tek başına yeterli olmuyor.Çünkü çocuk söyleneni değil, sürekli karşılaştığını da öğreniyor.Ancak burada dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta var:Her çok telefon kullanan çocuk şiddet uygulamaz.Her oyun oynayan çocuk saldırgan olmaz.Dijital ortam tek başına açıklama değildir.Türkiye’deki araştırmalar da okul zorbalığı ile siber zorbalığın birbirinden tamamen ayrı olmadığını, bazı risk faktörlerinin iki alanda da kesiştiğini gösteriyor.Demek ki mesele telefon değil. Mesele çocuğun gerçek hayatındaki bağların zayıflaması…Son Söz: Elbette ki çocuğunuzu dijitalle tanıştıracaksın ancak bunun zamanı bebecikken olmamalı, bir çocuğum 3 yaşından önce ekranla tanışmasının, aslında uzun zamandır; algısal gelişim geriliği, disleksi, hiperaktivite dikkat bozukluğu, dil konuşma bozukluğu, sosyal duygusal davranış iletişim bozukluğu, çocukluk otizmi olarak dönütlerini verdi. Bu durum kimlerin ekmeğine yağ sürdü bilemem, ancak benim çok da şaşırmadığım, çocuk şiddetinin temelinde yatan tek gerçek yanlış teknolojik aletlerin kullanılmasıyla, çocuğuyla yanlış iletişim kuran ve çocuk sahibi olmaya hazır olmamış çokbilmiş ebeveynler. Çocuk yetiştirmede 0-6 yaş çocuğun zaten kişilik gelişiminin yani iyi insan olmanın temel taşıdır ki ne verebiliyorsanız bu yaşlarda verebilirsiniz. Sınır mı koyacaksınız, vicdanlı, merhameti, insani değerleri gelişmiş mi olmasını istiyorsunuz? İşte bütün bunları bu yaşlarda kazandırabilirsiniz ve çocuk bu kazanımlarla 12 yaş sonrası kasete yüklediklerinizi çalmaya başlar. Yoksa 15 yaşına gelmiş çocuğa kural koysanız ne koymasanız ne geçmiş olsun… Yine çok yazdım farkındayım. Ancak Allah rızası için artık çocuklarınızı gönül gözüyle görün, artık şu teknolojik ailelerden hiç olmazsa çocuklarınızın yanında uzaklaşın. Çocuk anlatılanı değil gördüklerini uygular…Umarım bu yazdıklarımı bir ebeveyn okur. Bir kişiye bile “acaba” dedirte bilirsem bu yaşamı boş geçmemişim diyeceğim…22 yaşından bu yana tek derdim… Mutlu aile, mutlu çocuk, mutlu toplum…Bizi yönetenlerin nefret dilini değil, kanınızdan gelen canlarınız için sevgi dilini öğretin, yaşatın… Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!