Herkese selam olsun…
Geçen hafta 1 Mayıs’a denk gelen yazı günümde, yazı yazmadım. İçimden gelmedi. Emek ve Dayanışma Günü olarak yıllardır kutlanan gün, artık bana oldukça fazla anlamsız geldiği için, üzerine bir şeyler yazmak saçmaymış gibi… Zira emekçinin çalıştığı, memurun tatil yaptığı ve artık siyasi arenanın içinde kaybolan günün ne anlamı var ki…Diğer içi hiçbir zaman dolmayan günler gibi…
Bu hafta sınavlarım var bir türlü bitiremediğim ve artık ümidimi yitirmeye başladığım Sosyoloji Bölümü… Aslında tarihi, hele eski tarihi dinlemeyi de okumayı da çok severim ancak bu dersler, notlar olunca işin rengi çok fazla değişti. Namus belası hala sınavlara girmeye devam ediyorum. “Bunca fakülte bitirdin derdin ne” diyenler çok oluyor, aslında bir derdim yok, galiba okumak hobim olmuş ve alzaymır (yanlış yazmadım TDK’da ki yazılımı bu) olamamak için beynimi sürekli çalıştırma ihtiyacı duyuyorum. Ayrıca sizlere yazabilmek içinde yeni yeni detaylı bilgiler öğrenme şansım oluyor.
En zorlandığım ders; Genel Uygarlık Tarihi… Zira çok latince kelimeler var ve çok isimler… Benim gibi disleksiyle yaşayan bir birey için oldukça zor… Anlat deyin patır patır anlatayım ancak sorulara dökünce, ışığı görmüş tavşan gibi donup kalıyorum.
Bugün Genel Uygarlık Tarih’ine çalışırken ilgilimi çeken, kısaca özetlemeye çalıştığım bir bölümü sizlere aktarmak istedim.
Antik Mısır Dönemi…
Ancient Egypt (Antik Mısır) döneminde firavunlar hem kral hem de kutsal lider sayılırdı. Bu yüzden yönetim anlayışları bugünkü devletlerden çok farklıydı. “Adalet” kavramı da onların inancına bağlıydı. En önemli ilke “Maat”tı.
Maat; düzen, denge, doğruluk ve adalet anlamına gelirdi. Firavunun görevi ülkede Maat’ı korumaktı. Yani halkın gözünde iyi yönetici; düzeni sağlayan, taşkınlığı önleyen, Nil’in bereketini koruyan kişiydi.
Ama bu sistem modern anlamda eşitlikçi değildi.
Firavun mutlak otoriteydi. Yasaları o koyar, vergileri belirler, ordunun başında olurdu.
Halkın yönetime katılması yoktu.
Köylüler ağır vergiler ve zorunlu çalıştırmalarla karşılaşabiliyordu.
Büyük tapınaklar ve piramit projelerinde çok sayıda işçi çalıştırılırdı. Eskiden tamamen köle emeği sanılıyordu ama bugün birçok tarihçi bunun büyük kısmının dönemsel zorunlu işçilik ve ücretli emek karışımı olduğunu düşünüyor.
Suçlara verilen cezalar sert olabiliyordu: dayak, sürgün, zorla çalıştırma hatta bazı dönemlerde idam.
Yine de firavunların yönetimi sadece baskıdan ibaret değildi. Güçlü dönemlerde:
Sulama sistemleri kuruldu, tarım organize edildi, kıtlık dönemlerinde depolar kullanıldı,
yazı, mimari ve bilim gelişti.
Bazı firavunlar daha adil ve halkçı anılırken bazıları zalim olarak hatırlanmıştır. Örneğin:
Ramesses II güçlü ve görkemli yönetimiyle,
Akhenaten dini reformlarıyla,
Tutankhamun ise genç yaşta ölümü ve mezarıyla tanınır.
Kısacası firavun yönetimi; kutsal otoriteye dayanan, merkezi ve sert bir monarşiydi. Adalet anlayışı ise bireysel haklardan çok “düzeni koruma” üzerine kuruluydu.
Firavun sisteminde:
Güç tek kişide toplanırdı.
Din ve devlet tamamen iç içeydi.
Muhalefet ya da bağımsız basın gibi kavramlar yoktu.
Adalet daha çok düzeni koruma amacı taşırdı.
Şimdi diyeceksiniz ki “bu bilginin bize ne gibi faydası var.” Doğrudur sadece ders çalışırken, “yav arkadaş, insan evladının varoluşundan bu yana hep mi ? Baskı kültürüyle yaşamaya çalışmışız, iyisi bile halkı ezip geçmiş, biz normali hiçbir zaman görmemişiz ki anormale tepki verelim” diyerek, vallahi insan oluşuma acıdım. Demek ki bu dünyadaki görevimiz de bu, birileri ezer birileri ezilir ve herkes içine içine konuşup yaşar gider…
İşte ben okurken yaşadığım duygular bu olmuştu. Ne bileyim paylaşmak istedim. Yani ne yaşıyorsak iyi ya da kötü, zaten bu bizim varoluşumuzun kaderiymiş, o yüzden içine içine konuşmayı sürdürdüğümüz sürece kimse bizi duymayı bırakın, fark etmeyecek bile…
Derler ya “ne yaparsan yap, kul kaderini yaşarmış”
Şimdi her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!