Evet, yine bir eğitim-öğretim yılının sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bu bağlamda sanal paylaşım sitelerinden okulların muhteşem, iddialı, oluk oluk para harcanan rekabet ruhunun tavan yaptığı gösteri karelerine şahit olmaya başladık. Elbette, kurumlar bir yıl boyunca nasıl eğitim verdiklerini göstermek zorunda, zira rekabet dünyası ve sonuçta herkes kazancının peşinde bundan daha doğal bir şey olmaz. Ancak söz konusu 0-6 yaş aralığı çocuklarsa bu derece hoyrat davranılması geleceğimiz olan çocuklara iyilik yaptığımızı zannederken, onlara olumsuz deneyimler yaşattığımız ortamları oluşturduğumuzu unutmamalıyız. İşte tehlike burada başlıyor. Peki, yıllardır bu yapılan hatayı sürekli anlatsam da yazsam da hala neden devam etmemesi gerektiğini savunmamın bilimsel nedenlerini sizle paylaşmak istiyorum. 0–6 yaş aralığındaki çocukların sahne gösterilerine katılması her zaman zararlı değildir; ancak gelişim düzeyleri dikkate alınmadan, uzun provalarla, yetişkin beklentileriyle ve performans baskısıyla yapılan gösteriler psikolojik ve sosyolojik açıdan bazı sakıncalar doğurabilir. Psikolojik açıdan1. Performans kaygısı oluşturabilir Bu yaş grubundaki çocuklar henüz benlik algılarını ve duygularını düzenlemeyi öğrenmektedir. Kalabalık önünde hata yapma korkusu, alkış alma veya alamama kaygısı yaşayabilirler. 2. Başarıyı sevgiyle ilişkilendirebilirler Çocuk, “Güzel oynarsam öğretmenim ve ailem beni sever” düşüncesine kapılabilir. Bu da koşulsuz kabul duygusunu zedeleyebilir. 3. Oyun ihtiyacının önüne geçebilir 0–6 yaş döneminin temel etkinliği oyundur. Uzun süreli ezberler, tekrarlar ve disiplinli provalar çocuğun doğal öğrenme biçimi olan oyunun yerini alabilir. 4. Gelişimsel farklılıkları görünür hale getirir Bazı çocuklar çekingen, bazıları dışa dönüktür. Sahnede rahat olamayan çocuk kendisini yetersiz hissedebilir. Oysa bu yaşta çocukları performanslarına göre değerlendirmek doğru değildir. Sosyolojik açıdan1. Çocukluk döneminin yetişkinleştirilmesi Sahne gösterileri bazen çocukların gelişim ihtiyaçlarından çok yetişkinlerin beklentilerine hizmet eder. Çocuk, oyun oynayan birey olmaktan çıkıp “gösteri sunan kişi” haline getirilebilir. 2. Rekabet kültürünü erken yaşta besleyebilir Veliler arasında kıyaslama başlayabilir:”Benim çocuğum başroldeydi.””Seninki hiç görünmedi.” Bu durum çocuklara da yansıyabilir. 3. Çocuğun özne değil nesne haline gelmesi Bazı etkinliklerde amaç çocuğun deneyimi değil, yetişkinlerin gurur duyması veya sosyal medyada paylaşım yapması olabilir. Bu durumda çocuk kendi ihtiyaçlarından çok yetişkin beklentilerini karşılayan bir araca dönüşebilir. 4. Toplumsal rollerin kalıplaştırılması Gösterilerde kız ve erkek çocuklara verilen roller bazen toplumsal cinsiyet kalıplarını güçlendirebilir. Örneğin kızların sadece süsleyici, erkeklerin aktif roller üstlenmesi gibi. Peki, hiç mi yapılmamalı?Elbette ki hayır, ancak dikkat edilmesi gereken hususlar çok önemli. Kısa süreli, gönüllü, oyun temelli ve çocuğu zorlamayan etkinliklerin yararlı olabileceğini hepimiz biliyoruz. Zaten sorun gösterinin kendisinden çok: Uzun provalar, ezber baskısı, yarışma anlayışı,çocuğun istememesine rağmen sahneye çıkarılması, hata yaptığında eleştirilmesidir. Özellikle okul öncesi eğitimde amaç “mükemmel gösteri çıkarmak” değil, çocuğun eğlenmesi, birlikte hareket etmeyi öğrenmesi ve kendini ifade etmesi olmalıdır. Bu nedenle bazı eğitimciler, yılsonu gösterileri yerine çocukların günlük çalışmalarını sergileyen daha doğal ve oyun odaklı etkinlikleri tercih etmektedir ya da yıl boyunca doğal akışlarında öğrendikleri halkoyunu, dans gibi görsel sanat etkinliklerini, yılsonunda kendi güven alanları olan okullarında, sınıflarında seyircisiz sergilemeleri, onların rutini olduğundan dolayı rahatlıkla sergileyecekleri aktivite haline gelmesi kendilerine olan özgüvenlerini de pekiştirir. Biliyor musunuz? Çocuğun gelişimsel düzeylerinin etkilenmesi kadar benim, önemli derdim ve yıllarca dert yaptığım konu, bu çocukların anne- babalarının gelememe ya da birisinin hayatlarında olmamasından kaynaklanan derin üzüntü. O yüzden özel günlerimiz her zaman doğal akışıyla kutlanırken, günlere aşırı anlamlar yüklenmemeli. Hiçbir maddi kazanç o bebelerin boynunu bükmeye, yara almalarına değmez. Biz eğitimciler çocuklara ne öğretmeye çalışıyoruz? Empati, sağduyu, duyguları tanıma, vicdan… Kısacası iyi insan olmayı… O yüzden ne yapıyorsanız yapın, ancak abartmayın, eğitim gösterişli kıyafetlerle, şaşalı etkinlikler olmaz… Eğitim yıllar içinde büyüttüğünüz çocuklardan aldığınız olumlu dönütle ve onların hayatın içinde nasıl bireyler olduklarını gözlemlemekle olur. Eğitim davranışa dönüştüğü sürece tamamlanmış olur. Son sözüm: Sevgili kurum yetkilileri; unutmayın ki eğitimci sizlersiniz, veli soruyor, istiyor diye, olmayacak işlere artık tamam demeyi lütfen bırakın. Bizler önce aileleri yetiştirmeliyiz ki elimizde büyüyen evlatlarımızda istendik davranışları görebilelim ve yine unutmayalım ki bir toplumu eğitimciler inşa eder. Sevgili veliler; Çocuklarımız yarış atı değildir. Mutlu, sağlıklı çocuklar yetiştirmek için onların doğal gelişimlerine olmayacak eğitimlerle engel olmayın, zira her şeyin vakti ve zamanı vardır. Ayrıca çocuklar ilkokula başladıklarında, görmediğiniz kadar etkinlik, gösteri, kermes göreceksiniz.Ve zaten engel olmayacağımız bir yarışın içine, büyüdüklerinde dâhil olmak zorunda kalacaklar. Bırakın evlatlarınızın yakalarını ve rutin gelişimsel eğitimlerine izin verin. Çocuklarınız gösterişli, şaşalı etkinliklerle değil, doğal, anlaşılır, kendi öz saygılarını kazandıkları becerilerle hayata hazırlanır. Şimdi, her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!