Seray Sayar Levent | 19 Haziran 2026 | Alt Manşet, Genel, Gündem, Manşet, Son Dakika, Sürmanşet, Tüm Manşetler, Yerel Haberler A- A+
Aşırı şüpheci, paranoyak, sürekli başkalarından kuşkulanan demektir.Kısacası halk arasında fesat, kötü kalpli ya da kıskanç diye de hızla ortamından uzaklaştığımız kimseler. Peki, onlar kendilerinin ne olduğunu biliyor mu sizce?Bu durum psikolojide ve sosyolojide oldukça iyi bilinen bir olgudur. İnsan bazen gerçek bir tehdit olmadığı halde bir kişiyi “rakip”, “düşman” veya “kendisine karşı çalışan biri” olarak algılayabilir. Sonra da o kişinin her davranışını bu gözlükle yorumlamaya başlar. Psikolojik Açıklamada, Psikolog Leon Festinger’in Sosyal Karşılaştırma Kuramı’na göre insanlar kendilerini değerlendirebilmek için sürekli başkalarıyla karşılaştırırlar. Özellikle yaş, statü, başarı veya yakın çevre açısından kendilerine benzeyen kişilerle.Eğer kişi kendisini yetersiz, tehdit altında veya değersiz hissediyorsa, karşılaştırdığı kişiyi rakip olarak görmeye başlayabilir.Örneğin: Siz yeni bir başarı elde edersiniz. O kişi bunu kendi başarısızlığının kanıtı gibi algılar.Siz aslında normal davranırken bile bunu “gösteriş yapıyor” şeklinde yorumlar. Burada sorun çoğu zaman sizin davranışınız değil, onun algısıdır. Yansıtma (Projection) Mekanizması, Sigmund Freud ve daha sonra psikanalitik kuramcılar, insanların bazen kendi duygularını başkalarına yansıttığını belirtir.Kişi: kıskanıyorsa, rekabet hissediyorsa, üstün gelmek istiyorsa, bunları kabul etmek yerine karşı tarafın yaptığını düşünür.Yani: “Ben onunla yarışıyorum” demek yerine, şöyle düşünür: “O benimle yarışıyor.” Buna psikolojide yansıtma savunma mekanizması denir. Onaylama Yanlılığı (Confirmation Bias), Psikolog Peter Wason’un çalışmalarında gösterildiği gibi insanlar bir inanca sahip olduklarında o inancı doğrulayan kanıtları aramaya başlarlar.Kişi bir kez: “Bu insan bana nispet yapıyor.” Fikrine kapılırsa; yeni kıyafet almasını, sessiz kalmasını, başarılı olmasını, sosyal medyada paylaşım yapmasını, hep bu düşünceyi doğrulayan kanıtlar gibi görmeye başlar. Buna onaylama yanlılığı denir. Sosyolojik Açıklama, Sosyolog Pierre Bourdieu’ye göre insanlar yalnızca para için değil; saygınlık,itibar, sosyal güç, prestij için de mücadele ederler.Ailelerde, iş yerlerinde, derneklerde veya arkadaş gruplarında insanlar bazen görünmez bir statü yarışına girerler.Bu durumda kişi: “Onun yükselmesi benim değerimi azaltıyor.” Şeklinde düşünmeye başlayabilir.Oysa gerçekte birinin değeri arttığında diğerinin değeri azalmak zorunda değildir. Aile ve dernekler içinde daha sık görülmesinin sebebi, Sosyolog Max Weber ve aile araştırmacıları, insanların en yoğun rekabeti genellikle kendilerine en yakın kişilerle yaşadıklarını belirtir.Çünkü: Aynı geçmiş paylaşılır. Aynı kaynaklar kullanılır. Aynı takdir ve onay beklenir.Bu yüzden kardeşler, kuzenler, iş ortakları veya yakın meslektaşlar arasında bu tür algılar daha sık görülür. Bilimsel açıdan bakıldığında bir kişinin başka birini sürekli rakip görmesinin temelinde çoğu zaman: Kendini başkalarıyla karşılaştırma, özgüven eksikliği veya tehdit hissi, kıskançlık ve yansıtma mekanizmaları, onaylama yanlılığı, tatü ve prestij mücadelesi bulunur.Bu nedenle kişi, karşı tarafın sıradan davranışlarını bile “bana nispet yapıyor”, “beni küçümsüyor”, “beni geçmeye çalışıyor” şeklinde yorumlayabilir. Sorun çoğu zaman olayların kendisinden çok, olayların zihin tarafından nasıl anlamlandırıldığıyla ilgilidir. İlginç olan şu ki, bu durum ilerledikçe kişi karşı tarafı daha fazla izler, daha fazla düşünür ve sonunda hayatının merkezine yerleştirir. Böylece gerçek bir rekabet yokken bile zihninde sürekli devam eden bir rekabet yaratmış olur. Tek başına böyle düşünmek veya birini rakip görmek doğrudan bir “davranış bozukluğu” olarak adlandırılmaz. Çünkü zaman zaman hepimiz kıskançlık, rekabet veya yanlış yorumlama yaşayabiliriz. Bunun hastalık ya da bozukluk sayılması için düşüncenin çok yoğun, sürekli ve kişinin ilişkilerini bozacak düzeyde olması gerekir. Bilimsel olarak bu durum birkaç kavramla açıklanabilir:Paranoid düşünce örüntüsü: Kişinin başkalarının davranışlarını sürekli kendisine yönelik, kötü niyetli veya tehdit edici olarak yorumlama eğilimidir. Düşmanca yükleme yanlılığı (Hostile Attribution Bias): Nötr davranışları bile kasıtlı ve düşmanca algılama eğilimi. Patolojik kıskançlık: Özellikle kişinin kıskançlık düşüncelerini kontrol edememesi ve her olayı bununla ilişkilendirmesi. Narsistik kırılganlık: Bazı kişiler eleştirilmeye veya başkalarının başarısına karşı aşırı hassastır. Başkasının başarısını kendi değerlerine bir tehdit gibi algılayabilirler. Eğer düşünceler çok ileri düzeydeyse ve kişinin hayatını ciddi biçimde etkiliyorsa, psikiyatride Paranoid Kişilik Bozukluğu gibi durumlar değerlendirilir. Ancak bunun tanısı için çok daha geniş belirtiler gerekir; sadece birini kıskanmak veya rakip görmek böyle bir tanı koydurmaz. Örneğin bir kişi: Sürekli aynı kişiden söz ediyorsa, o kişinin her hareketini takip ediyorsa,kanıt olmadığı halde “bana karşı plan yapıyor” diyorsa, çevresindeki herkesi buna inandırmaya çalışıyorsa, burada artık sıradan rekabetten çok paranoid düşünce örüntüsü ve düşmanca yükleme yanlılığı söz konusu olabilir. Yani bilimsel açıdan en uygun ifade çoğu durumda “düşmanca yükleme yanlılığı” ve “paranoid yorumlama eğilimi” dir; her zaman bir psikiyatrik bozukluk olduğu anlamına gelmez. Tanı koymak için bir uzmanın ayrıntılı değerlendirmesi gerekir. Anladığınız üzere de bizler ruhbilim doktoru değiliz ve etrafımızda bu şekilde olan kişileri tedavi etme gibi bir lüksümüz asla olamaz. O yüzden bu durumu hissettiğiniz insan 1.derece akrabanız dahi olsa ondan uzaklaşın ve bitiremiyorsanız bile aranıza mesafe koyun. Zira bu hastalıklı düşüncelere sahip kişiler kendi kendini bitirmenin dışında, sizin de tüm enerjinizi sömürür ve bu insanları alttan aldığınız zamanda da susmazlar, durmazlar çirkinleşmeye devam ederler. Tekrar yazıyorum bizlerin kimseyi iyileştirme gibi görevi yok ve bizler bu hasta ruhlara hiçbir destek veremezken, kendimize zarar verilmesine izin vermiş oluruz. O yüzden etrafınızda bunu hissettiğiniz anda, arkanıza bile bakmadan olay yerini terk edin. En kesin çözüm. Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın.