Hoşgeldiniz  

SEKSENLER…

Seray Sayar Levent | 11 Eylül 2026 | Alt Manşet, Genel, Gündem, Manşet, Son Dakika, Sürmanşet, Tüm Manşetler, Yerel Haberler A- A+

Bu aralar her yer de 80’ler fotoğrafları paylaşılıyor. Zira seksenler dizisiyle sevilen Serhat Kılıç’ın ölümüyle, eskinin sosyal hayat ve kültürel tavrının özlemi sesli bir şekilde gündemde yerine oturdu. 80’ler de yeni yetişen bir kız çocuğuydum ve her diziyi seyredişimde “evet yaa böyle oluyordu, evet yaa aynısını anlatmışlar” gibi, eskiden yaşanmışlıkları, o mahalle kültürünü  özleyip durur bir de televizyondan sanki göreceklermiş gibi yorumlar yapardım. Ve farkındaysanız seksenler hiç bitmedi… Hala o dönemin müziklerini dinliyor, bazen de o dönemlerin modasını takip ediyoruz. Ben yaşlar zaten seksenleri hiç unutmadı, zira nasıl unutulur ki 68 kuşağı ile 80’lerin arasında kalmış ve kültür değişimini birebir gören, sabit telefondan cep telefonuna birden atlayan nesil nasıl unutur…Bizler biliriz de gençler seksenleri bilir mi acaba? Peki, ne oldu bu dönemde?Öncelikle  “1980 öncesi Türkiye” ile “1980 sonrası Türkiye” arasındaki büyük kırılmayı görmek gerekiyor. Çünkü 1980’ler yalnızca bir on yıl değil, Türkiye’nin siyasetinin, ekonomisinin, aile hayatının, tüketim alışkanlıklarının ve kültürünün ciddi biçimde değiştiği bir dönemdi.1980’den önce ve sonra iki farklı Türkiye… 1970’lerin sonu Türkiye için çok çalkantılıydı:Sağ-sol çatışmaları ve siyasi şiddet vardı. Hükümetler sık değişiyordu. Ekonomik kriz ve yüksek enflasyon yaşanıyordu. Grevler ve toplumsal hareketler oldukça yoğundu. Üniversiteler ve gençlik siyasetin çok içindeydi.Bu ortamın ardından 12 Eylül 1980 askerî darbesi gerçekleşti. Siyasi partiler kapatıldı, siyasetçiler ve çok sayıda örgüt/dernek faaliyetleri ciddi biçimde kısıtlandı; sendikalar, üniversiteler ve basın üzerinde de baskılar arttı. 1983’te seçimlere yeniden izin verildi ve Turgut Özal liderliğindeki ANAP iktidara geldi. Böylece Türkiye’de askerî yönetim sonrasında yeni bir sivil siyasi dönem başladı.Özal dönemi çok önemli, çünkü Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yönünü değiştiren politikaların büyük bölümü bu dönemde hızlandı. Devletçi yapıdan tüketim ve serbest piyasaya 1980’lerin en büyük değişimlerinden biri ekonomideydi.24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan süreçte Türkiye: “Devletin ekonomide ağırlıklı olduğu yapı” dan  “serbest piyasa, ihracat ve özel sektör ağırlıklı yapı” ya doğru ilerlemeye başladı.Özal döneminde: İhracat teşvik edildi. Özel sektörün ağırlığı arttı. Dış ticaret daha fazla açıldı.İthal ürünlere ulaşmak kolaylaştı. Bankacılık ve finans sistemi değişmeye başladı.İnsanların tüketim alışkanlıkları değişti. Reklamcılık ve özel girişim gelişti.Bunun toplumdaki karşılığı çok ilginçti:“İhtiyacım olanı alırım” anlayışından, “daha iyisini almak istiyorum” anlayışına geçiş başladı.Yani 1980’ler, Türkiye’de bugünkü tüketim kültürünün temellerinin güçlendiği dönemlerden biri oldu. Araştırmalar da Özal dönemiyle birlikte serbest piyasa, bireyselleşme ve tüketim alışkanlıklarındaki değişimin hızlandığını belirtiyor.Ama bu dönem sadece refah demek değildi. Enflasyon, gelir eşitsizliği ve ekonomik sıkıntılar da devam etti. Köyden kente büyük göç 1980’lerde Türkiye’nin şehirleri çok hızlı büyüdü. Köylerden: Adana, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük şehirlere yoğun göç yaşandı.Bunun sonucunda: Gecekondular arttı. Büyük şehirlerin nüfusu hızla büyüdü. Köy kültürü ile şehir kültürü birbirine karıştı. Yeni bir kentli alt ve orta sınıf oluştu. Kadınların çalışma hayatına katılımı yavaş yavaş arttı. Eğitim talebi yükseldi. İnsanların yaşam biçimleri değişmeye başladı.Özellikle gecekondu + göç + yoksulluk + kentleşme, 1980’lerin kültürünü anlamak için çok önemli. Arabesk kültürün yaygınlaşmasında da bu toplumsal değişimlerin büyük etkisi oldu.Televizyon evlerin hayatına girdi. Bugün telefon neyse, 1980’lerde televizyon giderek ona benzer bir merkez haline geldi.TRT’nin televizyon yayınları toplumun ortak kültürünü oluşturuyordu.Akşamları aileler: “Televizyon karşısında hep beraber oturma” alışkanlığı geliştirdi.Diziler, haberler, eğlence programları, Türk filmleri ve müzik programları insanların ortak gündemini oluşturuyordu.Bu nedenle 1980’lerde televizyon sadece eğlence aracı değildi: Türkiye’nin yaşam tarzını değiştiren en önemli teknolojilerden biriydi. Arabesk + Türk popunun yükselişi. Bence 1980’lerin ruhunu anlamak için müzik çok önemli.Bir tarafta: Orhan Gencebay. Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses gibi arabesk sanatçıları vardı.Diğer tarafta ise: Sezen Aksu ve yükselen Türk pop müziği vardı.Arabesk; göç, yoksulluk, aşk, çaresizlik, kader, şehirde tutunmaya çalışma gibi duyguları taşıyordu. 1980’lerde yalnızca bir müzik türü olmaktan çıkıp daha geniş bir “arabesk kültür” haline geldi.Aynı zamanda pop ve rock müzik de gelişiyordu; radyo, kaset teknolojisi ve daha sonra müzik televizyonları gençlik kültürünün oluşmasını hızlandırdı.1980’lerin başında Türk sineması ekonomik ve toplumsal krizlerden ciddi şekilde etkilendi.1980’de Türkiye’de çekilen film sayısı 68’e kadar düşmüştü. Ancak video kaset piyasasının gelişmesiyle sektör bir süre yeniden canlandı.Arabesk filmler ise çok popülerdi. Genellikle: Fakir ama gururlu adam + zengin kız + imkânsız aşk + kader + büyük acılar gibi hikâyeler işleniyordu.Bu filmler aslında dönemin toplumundaki sınıf farklarını, göçü ve kentleşme sorunlarını yansıtıyordu.1980’lerde Türkiye’de “modernleşme” anlayışı da değişmeye başladı. Batıdan gelen: Kot pantolon,spor ayakkabı, renkli kıyafetler, hazır giyim, yabancı markalar, kasetçalar, walkman, video, ithal elektronik ürünler giderek daha fazla ilgi görmeye başladı.Kadınların kıyafetleri, saç modelleri ve çalışma hayatındaki görünürlüğü değişti.1980’lerin sonuna doğru tüketim, moda ve “kendini ifade etme” daha önemli hale geldi.1970’lerde gençlik çok daha fazla: “ülkenin siyasi geleceği” üzerine konuşurken, 1980 sonrasında siyasi ortamın baskılanmasıyla gençlik kültüründe başka şeyler öne çıkmaya başladı: müzik – moda – eğlence – üniversite – kariyer – para – tüketim – bireysel hayat.Dolayısıyla 1980’ler için bazı araştırmacıların kullandığı önemli kavramlardan biri: “Apolitikleşme ve bireyselleşme” oldu. Kültür ve sanat alanındaki çalışmalar da 1980 sonrasında bireysel konuların, bireyselleşmenin ve tüketim kültürünün belirgin biçimde öne çıktığını vurguluyor.Peki, 1980’lerin Türkiye’sini tek cümleyle nasıl anlatırız?Bence şöyle: 1980’ler, Türkiye’nin “eski Türkiye” den “bugünkü Türkiye” ye geçişinin hızlandığı dönemdi.1970’lerin: devletçilik + siyasal mücadele + kolektivizm anlayışının yanında; 1980’lerde:Serbest piyasa + tüketim + bireyselleşme + kentleşme + televizyon + popüler kültür + arabesk + yeni zenginlik anlayışı ortaya çıktı.Ve çok önemli bir çelişki vardı: Siyasi özgürlüklerin ciddi biçimde kısıtlandığı bir dönemde, ekonomik ve tüketim alanında yeni bir “özgürleşme” duygusu ortaya çıktı.Bu nedenle 1980’ler Türkiye’si hem baskının, hem ekonomik dönüşümün, hem köyden kente göçün, hem arabeskin, hem televizyonun, hem de tüketim toplumunun doğuşunun birlikte yaşandığı çok özel bir dönemdir.Kısacası: Bizim bu hale gelişimizin mihenk taşlarını atan o dönemin siyasileri, elimize patlayan bombayı verdi gitti ve şu an da nasıl bir çaresizlik yaşıyoruz ki ben dâhil hepimiz seksenleri özlemle anıyoruz. Ben neyi mi özledim? “ O naif toplumu özledim, bir kıza göz ucuyla bakarken bile utanan gençliği, küfürsüzde iletişime geçildiğini bilen nesli, namus, ahlak, etik değerler kavramlarını yaşatan toplumu ve hatta biliyor musunuz, her ne kadar bizi bu hale getiren eski siyasetçilerin; nezaketli atışmalarını bile özledim. Onda bile bir naiflik vardı. Ah! Serhat Kılıç kardeşim, ne çok seviliyormuşsun ve bizi nasıl geçmişe götürmeyi başardın. Ruhun huzur bulsun.Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

24 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Gerçek Adana Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.