Hoşgeldiniz  

BEN SÜSLÜ VİTRİNLERDEN KORKARIM

admin | 19 Eylül 2026 | Alt Manşet, Genel, Gündem, Manşet, Son Dakika, Sürmanşet, Tüm Manşetler, Yerel Haberler A- A+

Evet, yanlış okumadınız.Ben süslü vitrinlerden korkarım.Öyle ışıl ışıl, her şeyi kusursuz görünen, insanı daha kapıdan girmeden etkileyen vitrinlerden…Çünkü bazen vitrin ne kadar gösterişliyse, içeride ne olduğunu o kadar merak ederim.Süslü insanlardan da biraz çekinmişimdir. Süslü mekânlardan da…Çünkü içimde hep aynı soru belirir: “Burada gerçekten değer görecek miyim, yoksa sadece görüntüm mü değerlendirilecek?”Ve aynı şeyi bazı eğitim kurumlarında gördüğümde daha çok rahatsız olurum.Çünkü konu çocuksa, özellikle 0–6 yaşsa, benim için “gösterişli” olmak başka bir anlam taşır.Çocuk eğitiminde bana göre asıl mesele; mermer zemin, şık mobilya, kusursuz dekorasyon, fotoğraf çekilecek kadar güzel sınıflar değildir.Ben başka şeylere bakarım. Öğretmen yere oturabiliyor mu?Çocuğun seviyesine eğilebiliyor mu? Bahçede onunla koşabiliyor mu?Üstüne yemek döküldüğünde, eline boya bulaştığında, ayakkabısı çamur olduğunda “eyvah” demeden devam edebiliyor mu?Çocuk ağladığında telefonunu değil, çocuğu mu görüyor? Çünkü 0–6 yaş çocuğu vitrinden eğitim almaz.Dokunarak öğrenir. Koşarak öğrenir. Kirlenerek öğrenir. Düşerek, kalkarak, oynayarak, deneyerek öğrenir. Ve bazen öğretmenin de onunla birlikte yere oturması gerekir.Şimdi bana kimse yanlış anlamasın.Bir öğretmenin bakımlı olmasıyla, şık giyinmesiyle benim hiçbir problemim yok.Benim problemim şıklık değil. Benim problemim, çocukların dünyasına uygun olmayan bir eğitim anlayışının “profesyonellik” diye pazarlanması.Topuklu ayakkabıyla bütün gün dolaşmak elbette mümkün olabilir.Ama 0–6 yaş çocuğuyla bütün gün gerçekten hareket ederek çalışmak başka bir şeydir.Çocuk yerdeyse öğretmen de yerde olmalıdır. Çocuk koşuyorsa öğretmen gerektiğinde koşabilmelidir. Çocuk oyun kuruyorsa öğretmen oyunun içine girebilmelidir.Çünkü çocuk eğitiminde bazen en önemli eğitim materyali öğretmenin kendisidir.Ben yıllardır çocukların içindeyim. Şunu çok net öğrendim: Çocuk, tabelaya bakmaz.Mobilyaya bakmaz. Vitrine bakmaz. Çocuk gözünün içine bakar. Ses tonunuza bakar.Kendisine nasıl dokunduğunuza bakar. Düştüğünde yanına gelip gelmediğinize bakar.Korktuğunda onu anlayıp anlamadığınıza bakar.Ve en önemlisi…Sizin yanında kendisi olup olamadığına bakar… İşte benim eğitim anlayışım burada başlıyor.Ben çocukların “çok güzel görünen” kurumlarda değil, kendilerini güzel hissedecekleri kurumlarda büyümelerini istiyorum. Çünkü kreş bir showroom değildir. Çocuk da sergilenecek bir ürün değildir.Öğretmen de dekor değildir. Eğitim hiç değildir.Eğitim; emektir. Terlemektir. Sabretmektir. Tekrar tekrar anlatmaktır. Bazen üstünü değiştirmektir.Bazen yere dökülen yemeği temizlemektir. Bazen ağlayan çocuğu saatlerce kucağında taşımaktır.Bazen de bütün günün sonunda aynaya bakıp: “Bugün kaç çocuğun hayatına gerçekten dokundum?” diye sormaktır.Ben bu yüzden vitrinden önce içerideki sese bakarım. Çünkü benim için iyi bir eğitim kurumu;en çok parlayanı değil, çocuğun en çok parladığı yerdir.Ve evet…Ben süslü vitrinlerden korkarım. Çünkü bazen fazla süs, eksik olanı gizlemek için kullanılır.Ben ise süsün arkasını görmek isterim. Çocuğu görmek isterim. Gerisini zaten zaman gösterir.SON SÖZ :  Son zamanlar da ki statiksel araştırmalar gösteriyor ki 2025 yılı itibarıyla doğurganlık oranı Sağlık Örgütü tarafından tehlike çanlarının  çaldığı noktaya dünya ülkeleri olarak gelmişken, Türkiye’de okulöncesi kurumların bu derece artmasına zaten anlam verememişken, medya da sürekli yarım bilgilerle uzman olduğunu savunan bireylerin, değişik bilgi vermeleri ve en çok da garibime giden ailelerin bu yönlendirmelerle çocuklarını  isimleri garip okul öncesi kurumlara teslim etmeleri. Anlamlandırmadığım en önemli gözlemlerim.Çocuğun bütün gün ayakkabıyla gezdiği, öğretmenlerin en süslü haliyle ve uzun uzun tırnaklarla öğretmencilik oynadıkları, fiziksel olarak kendimi bile yazdırmayı düşündüğüm görsel şovların var olduğu, daha ana dilini öğrenmeden” iki dilli eğitim yapıyoruz”  diyerek ailenin dikkatini çektiği,17.yüzyıldan bu yana  var olan kuramcıların eğitim şekillerini, sanki ilk kez bulmuşlar gibi süslü laflarla pazarladıkları ve çocuğu müşteri gibi gören, “her çocuk paradır” zihniyetinin yoğunlaştığı kurumlara izin verenleri ve oraya çocuklarını emanet edenleri de kınıyorum.Tek söyleyeceğim, eğer bir öğretmen gün sonunda hala makyajlı tiritirilse, eğer gün sonunda bütün gün üzerindeki kıyafet hiç kirlenmemişse ve aynı şekilde çocuğu hiç üstü değişmeden size tekrar teslim ediyorlarsa, o kurumda sadece gösteriş vardır. Hepsi bu…  Ve benim için en önemlisi dil-konuşma becerisini daha tam kazanmamış çocuğunuza, iki dilli eğitim adı altında yabancı dilde öğretilmeye çalışılıyorsa, haydiii… Gözünüz aydın ne ana dilini ne de başka dili öğrenmeyen Türkçe’nin içine “yesi noyu” yerleştiren nur topu gibi dil-konuşma bozukluğu yaşayan bir evladınız oldu…A.. unutmadan MEB ya da Aile Sosyal hangi bakanlık olursa olsun çocuğun kullanacağı metre kare bellidir. Ondan ötesi çocuğu ilgilendirmez. Zira bizler kapasiteyi bakanlıkların verdiği ölçümle alırız.Bu işi süslü kadına benzetirim. Makyajı silin, geriye ne kaldı, ne gibi mahareti var, dönün ona bakın…Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

21 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Gerçek Adana Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.