Hoşgeldiniz  
ads

Çocuk Ölümü Nasıl Anlar?

Seray Sayar Levent | 20 Aralık 2025 | Alt Manşet, Dünya, Eğitim, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Manşet, Sağlık, Son Dakika, Sürmanşet, Tüm Manşetler, Yerel Haberler


Seray Sayar Levent
seray.levent@gmail.com

Ölüm… Anlaması ve anlatması oldukça zor bir kavram… Kaldı ki biz yetişkinler bile ölümü kabul etmekte oldukça zorlanırken bir de bunu minicik kalplere anlatmak gerçekten zor.Peki, çocuklar ölümü nasıl anlar?

Gelişim psikolojisi bize, çocukların ölümü algılayış biçiminin yaşa göre farklılaştığını gösterir:

0–3 yaş: Ölüm kavramı yoktur. Çocuk, kaybı “yokluk” olarak hisseder. Rutinlerin bozulması, bakım verenin kaybolması yoğun kaygı yaratır. Bu yaş grubunda açıklamadan çok duygusal güven esastır.

3–6 yaş: Ölüm geçici sanılabilir. “Uyudu”, “uzun bir yolculukta” gibi metaforlar, çocuğun ebeveynin geri döneceğini düşünmesine yol açabilir. Bu yaşta çocuklar, ölümün kendi davranışlarıyla bağlantılı olduğuna inanabilir (büyüsel düşünme).

6–9 yaş: Ölümün geri dönülmez olduğunu anlamaya başlarlar ancak evrenselliğini tam kavrayamazlar.

9 yaş ve üzeri: Ölümün kaçınılmaz, evrensel ve biyolojik bir gerçek olduğunu kabul ederler.

Bu nedenle, ebeveyn kaybı yaşayan küçük bir çocuğa yapılacak açıklama, yaşına uygun, somut ve dürüst olmak zorundadır.

“Bilimsel Olarak Doğru” Ama “İnsani” Bir Dil

Araştırmalar, çocuklara ölüm anlatılırken kaçamak, belirsiz ya da metafor yüklü ifadelerin kaygıyı artırdığını göstermektedir.
“Uykuya daldı”, “melek oldu”, “uzun yolculuğa çıktı” gibi ifadeler:

Uyku korkusuna, ayrılık kaygısına, terk edilme hissine neden olabilir.

Bilimsel açıdan önerilen yaklaşım şudur: Basit, açık ve gerçek.

Örneğin: “Babanın/annenin vücudu çok ağır bir hastalık geçirdi. Doktorlar ellerinden geleni yapsa da onu iyileştiremedi. Vücudu artık çalışmıyor, bu yüzden nefes almıyor ve geri gelmeyecek.”

Bu cümleler sert görünse de çocuk için en güvenli olanıdır. Çünkü belirsizlik, çocuk zihninde gerçeğin kendisinden daha korkutucu senaryolar üretir.

Duygulara İzin Vermek: En Güçlü Koruyucu Faktör
Çocukların yas süreci, yetişkinler gibi doğrusal değildir. Oyun oynarken bir anda gülüp, birkaç dakika sonra ağlayabilirler. Bu, yasın sağlıksız olduğu anlamına gelmez.

Ebeveyn kaybı yaşayan bir çocuğa verilmesi gereken en önemli mesaj şudur:

“Üzgün olabilirsin, kızgın olabilirsin, hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Bunların hepsi normal.”

Bilimsel çalışmalar, duyguların bastırılmasının uzun vadede anksiyete, davranış sorunları ve bağlanma problemleri riskini artırdığını ortaya koymaktadır.

Hayatta Kalan Yetişkinin Rolü
Ebeveynini kaybeden çocuk için en temel soru şudur:

“Şimdi bana kim bakacak?”

Bu soru bazen sözel, bazen davranışsal olarak ortaya çıkar. Bu nedenle çocuğa sık sık şu mesaj verilmelidir:

Kimlerin onunla ilgileneceği, hayatındaki temel rutinlerin devam edeceği, güvende olduğu
net bir şekilde anlatılmalıdır.

Burada mükemmel olmak gerekmez. Çocuğun ihtiyacı olan şey, istikrar ve dürüstlüktür.

Yas, “Geçmesi Gereken” Değil, “Taşınması Öğrenilen” Bir Süreçtir

Bilimsel literatür artık yasın “tamamlanması” gereken bir süreç değil, kişinin yaşamına entegre ettiği bir deneyim olduğunu kabul etmektedir. Çocuklar da kaybettikleri ebeveynle ilgili anıları, soruları ve özlemleriyle büyürler.

Bu noktada yapılabilecek en sağlıklı şey, kaybedilen ebeveyni tabu haline getirmemek; onun hakkında konuşmaya, hatırlamaya ve duyguları paylaşmaya izin vermektir.

Çocuklara ölümü anlatmak, onları korumak adına gerçeği saklamak değil; gerçeği taşıyabilecekleri şekilde sunmak demektir.
Ebeveyn kaybı yaşayan bir çocuk için en iyileştirici unsur, doğru kelimelerden çok, yanında kalan yetişkinin duygusal olarak ulaşılabilir olmasıdır.

Çünkü çocuklar, söylenenlerden çok şunu hatırlar: “Bu acının içinde yalnız bırakılmadım.”Son Söz: Ölüm hepimizin aslında ürktüğü bir kavramdır ve siz nasıl davranırsanız davranın, çocukların ölümü anlamlandırması ve kabul etmesi oldukça zor ve uzun bir süreç ister. Bunu yaşayan iki erkek çocuğu annesi olarak tek bildiğim, bu süreci çocuklarımla beraber kimi zaman hep beraber ağlayarak, kimi zaman babalarının anılarını hatırlayarak geçirmemiz olmuştu ve ölümün normal bir süreç olduğunu, yası reddetmeden kabulümüzle gerçekleşmesiydi. Yaşamış bir insan olarak naçizane önerim; ölümü, doğum, ayrılık gibi normalleştirin, onlara eksiklermiş gibi davranmayın ve rutininizin dışına asla çıkmayın. Şimdi biri 32 diğeri 27 yaşında olan oğullarım, babanın özlemiyle ancak eksikliği ile büyümediklerini şu an ki yaşamalarında çok net görebiliyorum. Ölüm zor… Kabul etmesi de oldukça zor… Ancak tek gerçek… Orhan Veli Kanık’ın Kitabe-i Seng-i Mezar şiirinin son  dizelerinde de yazdığı gibi;                                             “ Yalnız şu beyit kaldı.                                               Kahve ocağında, el yazısıyla:                                              “Ölüm Allah’ın emri,                                              Ayrılık olmasaydı”     Aslında, en canımızı yakan sevdiklerimizi bir daha görememek değil mi? O yüzden çocuklarımıza bu durumu, anlayacağı dilde anlatırken, sonsuz sevgimizi hissetmelerini sağlayıp, sabır ve hoş görüyle süreci doğal akışa bırakmalıyız.Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

293 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Gerçek Adana Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.