Hoşgeldiniz  

Bayır Aşağı Yuvarlanmanın Huzuru

Seray Sayar Levent | 15 Mayıs 2026 | Alt Manşet, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Manşet, Son Dakika, Sürmanşet, Tüm Manşetler, Yerel Haberler


Seray Sayar Levent
seray.levent@gmail.com

Bugün biraz kara mizah yapmak istiyorum. Çünkü son yıllarda ironilerle dolu hayatımız var…

Yeni Türkiye , eski Türkiye… Yok itaatkâr, inançlı gençlik, yok uçuyoruz kaçıyoruz, benim emeklim simit çayla mı doyacak derkeen… Biz bayır aşağı, freni patlamış araba gibi çarpa çurpa, nereye gideceği belli olmayan bir bilinmeze doğru gidiyoruz…

Hiç fark ettiniz mi? Ya da ben yeni yeni aydınlanma yaşıyorum. Gençler inançlarını ve hayat beklentilerini çoktan yitirmişken, bir de hala aklımın ermediği, daha 15-16 yaşında ki çocukların cinsel tercihlerini seçtiklerini, bunun üzerine de bu farklılıklarını dünyaya ispatlama çabasıyla garip hallere büründüklerini, çok sık görür oldum.

Hadi inanç minaç anladım da bu cinsel tercih işini hiç anlamış değilim. Sanki tercihim kısa saç, uzunu sevmiyorum gibi bir şey mi,  desem de bilim öyle demiyor. Onunda birçok açıklaması var. Anlayacağınız cinsiyetini ne çok sevmeyen varmış da biz yıllardır fark etmemişiz ve onlar ne de güzel saklamış.

Kara mizah bunun neresinde biliyor musunuz? Daha önceki yönetimler bu kadar baskın değilken ara sıra duyduğumuz hatta şaşırdığımız kimlik kargaşası, bu dönemlerde kabak gibi ortaya döküldü. Bunca inançsız gençliği ve bunca ayrılıkları bu derece görmezken, çocuklara vatan millet, gelenek görenek anlatmaktan yorulur oldum. Demek ki yönetim şeklimizin toplumdaki cevabı bu…

 Ancak hala, nasıl bir ruh halidir ki özellikle daha ergenliğini tamamlamamış çocukların cinsel tercihlerini değiştirme istekleri, onları arafta bırakıyor. Düşününce gerçekten çok zor bir durum. Erkeğin kadınsı davranışları, kadının erkeksi davranışları ve toplumda var olma çabalarıyla, ne o ne bu olabilmeleri. Gerçekten bana göre oldukça ürkütücü… Bu insanların, toplum baskısını bile bile tercihlerini yaşamaya çalışmaları… Gerçekten çok zor…

Şimdi okurken;  aile, yetiştirme tarzı, ekonomik sıkıntı gibi nedenler aklınıza gelmiştir. Ancak bizim zamanımızda da çok refah içinde yaşayan bir toplum yoktu ki ergenlik dediğimiz dönemi hepimiz atlattık da hiçbir büyüğümüz ve hatta kendimiz bile fark etmeden geldi geçti… Bilmiyorum kaçımız tercih değiştirdik, ilgisiz anne-babamız olduğu için ya da kız çocuğu olarak kaçımız ufak tefek tacizlere uğramadık. Uğradık diye de kaçımız cinsel tercihimizi değiştirdik. Ne bileyim ya da yönetim baskısı olduğu için kaçımız başkaldırma adına tercihlerimizi değiştirdik. Çok çok ya sağcı olduk ya solcu, hepsi bu…

İnanın şu son zamanlarda, erkek çocuğunun kadınsı tarzı ya da kız çocuğunun erkeksi tarzları beni gerçekten endişelendiriyor ve bütün bunları anlamlandırmakta zorluk çekiyorum. Peki, eşcinsellikle ilgili bilim, araştırmalarında ne demiş bir de bunu okuyalım.

Araştırmalar aile yapısının, çevrenin ve çocukluk deneyimlerinin insanın kişiliğini, özgüvenini, ilişkilerini ve kendini ifade etme biçimini etkilediğini gösteriyor. Ancak bugünkü bilimsel görüş, bunların tek başına bir kişiyi eşcinsel yaptığı yönünde değil.

Yani: “Baba eksikti o yüzden oldu”, “Anne şöyle yetiştirdi”, “Çevre özendirdi” gibi tek nedenli açıklamalar bilimsel olarak yeterli kabul edilmiyor.

Çünkü, aynı aile ortamında büyüyen kardeşlerden biri heteroseksüel olurken, diğeri eşcinsel olabiliyor. Ya da çok farklı kültür ve aile yapılarında benzer yönelimler görülebiliyor.

Bilim insanları daha çok şu modeli kullanıyor: Biyolojik yatkınlık, doğum öncesi gelişim, hormonlar, mizaç, sosyal deneyimler birlikte kişinin yönelimini şekillendirebilir.

Ama burada önemli bir ayrım var: Çevre ve aile bazen yönelimi “oluşturmaktan” çok, kişinin bunu fark etmesini, bastırmasını ya da açık yaşamasını etkileyebilir.

Örneğin: Çok baskıcı bir ortamda kişi duygularını yıllarca gizleyebilir. Daha kabul edici bir çevrede bunu daha erken ifade edebilir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında toplumun kadınlık–erkeklik kalıpları da etkili olabilir. Mesela erkek çocuğun “erkek gibi davran” baskısı altında büyümesi, onun yönelimini değiştirmez ama kendini algılayışını, utanç duygusunu veya sosyal ilişkilerini etkileyebilir.

Psikolojik açıdan da eşcinsellik artık bir travma sonucu oluşan “bozukluk” olarak değerlendirilmiyor. Travmalar her yönelimden insanda görülebiliyor; travma yaşamış insanların büyük çoğunluğu heteroseksüel oluyor.

Yani günümüzdeki genel bilimsel yaklaşım şu: Tek bir sebep yok. Sadece aile veya çevreyle açıklanamıyor.

İnsan cinselliği biyolojik, psikolojik ve sosyal unsurların birlikte etkilediği karmaşık bir alan.

15–17 yaş bir insanın duygusal ve cinsel kimliğinin belirginleşmeye başladığı dönemdir. Ergenlikte sadece beden değil; romantik ilgi, hoşlanma, kimlik duygusu, aidiyet hissi de gelişir.

Bu nedenle bazı gençler karşı cinse ilgi duyduklarını fark ederken, bazıları aynı cinse ilgi duyduklarını fark edebilir. Bu durum çoğu zaman “bir anda karar verme” gibi yaşanmaz; daha çok kişinin kendi duygularını anlamaya başlaması şeklinde tarif edilir.

Burada “3. cinsiyet” ile “cinsel yönelim” farklı şeylerdir:

Cinsiyet: Kişinin biyolojik özellikleri ve kendini kadın/erkek vb. hissetmesiyle ilgilidir.

Cinsel yönelim: Kimden duygusal veya romantik olarak hoşlandığıyla ilgilidir.

Bir erkek çocuk eşcinsel olabilir ama kendini tamamen erkek olarak hissedebilir. Aynı şekilde bir kız çocuk da kadın kimliğiyle rahat olup hemcinsine ilgi duyabilir. Yani eşcinsellik, otomatik olarak “üçüncü cinsiyet” anlamına gelmez.

Bazı toplumlarda “erkeklik” ve “kadınlık” kalıpları çok sert olduğu için insanlar bunu karıştırabiliyor:

Hassas erkek, maskülen kadın, farklı ilgi alanları olan çocuklar hemen “cinsiyeti değişiyor” gibi yorumlanabiliyor. Hâlbuki kişilik özellikleriyle cinsel yönelim aynı şey değildir.

Bilimsel açıdan bugün kesin olarak söylenebilen şey şu: İnsan yöneliminin tek bir nedeni gösterilememiştir.

Bunun tamamen “özenti” olduğu da desteklenmiyor. Tamamen “seçim” olduğu görüşü de bilimsel olarak güçlü kabul edilmiyor.

Çoğu araştırmacı bunun biyolojik yatkınlıklar ile psikososyal gelişimin karmaşık birleşimi olduğunu düşünüyor.

Ergenlik döneminde ayrıca bazı gençler kafa karışıklığı yaşayabilir: kendini sorgulayabilir, farklı duygular deneyebilir, zamanla fikri değişebilir veya netleşebilir.

Bu yüzden uzmanlar gençleri etiketlemekten çok, onları sakin biçimde anlamaya çalışmanın daha sağlıklı olduğunu söyler.

Dip Not: Anlayacağınız, cinsiyet karmaşasının çok fazla nedeni var. Ancak yıllardır bu işe ömrünü vermiş bir çocuk gelişimci olarak, özellikle 0-3 yaş döneminin cinsel kimliğini anlama açısından çok önemli olduğunu ve erkek ya da kız çocuğuna, özellikle bu yaşlarda cinsiyetine göre rollerin verilmesinin gerekliliğini biliyor ve şahit olabilme şansını buluyorum. Ancak bu derece toplumda, özellikle küçük yaşta ki çocukların yaşadığı cinsel kimlik kargaşasının, bütün olumsuz çevre ve biyolojik koşullara rağmen, yediklerimizden içtiklerimizden olduğunu da düşünmekteyim. Zira 30 küsur senedir çocuklarla ve ailelerle iç içe olan ben, son on yıldır, çeşitli çocuk gelişimi ve davranış bozuklukları için mücadele ediyorum. Eskiden bu şekilde nadir gördüğümüz vakalar, hızla çoğalmaya devam ediyor. Lütfen! Evinize paketli hazır gıdalar mümkün olduğunca sokmayın. Zira genetiği oynanmış bu gıdaların, insan genetiği değişiminde çok fazla etkisi olduğuna inanmaktayım. Ayrıca korku kültürü egemen olan toplum yönetiminde, mutlaka korkulana sempati çoğalır ve beklenen davranışlar ters teper. Unutmayalım ki bir toplumu şekillendirmek istiyorsak, korku, tehdit dilini değil, sevgi dilini kullanmak zorundayız ki kimse sevdiğini üzmez ve arkasından iş çevirmez. 

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, beden ve akıl sağlığınızı korumaya çalışın

49 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Gerçek Adana Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.