Öyle ya,
yapacağın ne kaldı?
Oyunu
verdin. Şimdi de seni rahat yaşatacak bir hükûmet seçtiğini düşünüyorsun!
Öyle mi
peki?
Şimdi konuya
hızlı bir giriş yapalım. Bu halkın çektiği zulüm ve talan, lafı dolandırmadan
konuşmamızı gerektiriyor. Ancak önce, ibreti alem olsun diye birkaç sözle
başlayalım. Bakalım anlatmak istediklerimiz yerine ulaşacak mı?
Adam boşuna
mı söylemiş şu güzel sözü:
“Demirin
tuncuna, insanın puştuna kaldık!”
Gerisini de
hemen yapıştıralım. Can Yücel’e atfedilen şu söz de meseleyi anlatmaya yetiyor:
“Bana niye
bu kadar küfür ediyorsun, diyorlar. Ulan, bu kadar O.Ç. varken nasıl küfür
etmeyeyim?”
Çok
genişletmeyelim mevzuyu. Sadece Adana üzerinden tartışalım. Siyasetten ne kadar
uzak durmaya çalışsak da dönüp dolaşıp yine siyaset gelip bizi buluyor!
Aldığımız
nefeste bile siyasetin bir etkisi var. Siz bakmayın, yandaşlarının omuzlara
alıp “Türkiye seninle gurur duyuyor!” diye bağırmalarına.
Peki, bütün
bu sözlerin, bu öfkenin sebebi ne?
Sıkı durun,
anlatmaya başlayalım!
YÜREĞİR’DEN
BAŞLAYALIM!
Önce Yüreğir
Belediye Meclisi üyelerinden başlayalım. İlk işareti komisyon seçimlerinde
verdiler. Neydi o mesele? İddialara göre 11 meclis üyesi, AKP’li bir meclis
üyesine oy verdi.
Yahu, AKP’yi
bu kadar seviyorsanız gidip orada siyaset yapsaydınız! İnsan ister istemez
soruyor: Bu siyasi tercihin hesabını seçmene nasıl vereceksiniz?
Bitti mi?
Biter mi
hiç!
Yüreğir’de
yaşananlar, siyasi ilkeler ve seçmen iradesi açısından ciddi soruları
beraberinde getiriyor. İnsan düşünmeden edemiyor: Söz konusu siyasi çıkarlar
olduğunda, dün karşı karşıya gelenler bugün aynı noktada buluşabiliyorsa, bunun
adı ne olmalıdır?
Yeter ki
çıkarlar örtüşsün, yeter ki hesaplar tutsun!
Kurtuluş
Savaşı’nın ruhunu, bu ülkenin hangi bedeller ödenerek kurulduğunu unutanlara
hatırlatmak isterim: Bu ülke, kişisel çıkarlar uğruna değil, bağımsızlık ve
onur uğruna mücadele eden insanların eseridir.
O ÜÇÜNCÜ
TUR YOK MU, O ÜÇÜNCÜ TUR!
Yüreğir
Belediye Başkan Vekilliği seçimindeki üçüncü tur tartışmaları da hafızalardaki
yerini koruyor.
İnsan ister
istemez soruyor: Acaba oy hesapları önceden mi yapıldı? Bazı meclis üyelerinin
oyları hangi siyasi hesabın parçasıydı?
Bunlar cevap
bekleyen sorular.
Seçim
sürecinde yaşananlar, yalnızca siyasi partilerin meselesi değildir. Yüreğir
halkının iradesi, belediyenin yönetimi ve kamu hizmetlerinin geleceği söz
konusudur.
Şimdi
mahkeme kararları ve hukuki süreçler üzerinden Yüreğir’in geleceği
tartışılıyor. Ancak asıl mesele şudur: Siyasi hesapların bedelini neden
vatandaş ödesin?
Yüreğir’de
yaşayan insanların, belediyeden hizmet bekleyenlerin, geçim derdiyle
boğuşanların bu tartışmaların neresinde olduğunu hiç düşünen var mı?
YÜREĞİR
YETMEDİ, ŞİMDİ DE ÇUKUROVA!
Tamam, dedik
ki bütün bunları bir kenara bırakalım, tek derdimiz Yüreğir olsun. Fakat bir
baktık ki Çukurova gündeme oturmuş!
Birilerine
göre yaşananların tamamı siyasi!
Hadi oradan!
Ülkenin dört
bir yanında yaşananları değerlendirirken hukuku, adaleti ve kamu kaynaklarının
nasıl kullanıldığını sorgulamak zorundayız. Hiçbir belediye, hiçbir siyasi
parti ve hiçbir makam eleştiriden muaf değildir.
Peki,
Sarıçam’da her şey yolunda mı? Oradaki belediyecilik anlayışı da aynı
titizlikle sorgulanıyor mu? Denetim mekanizmaları bütün belediyelere eşit
biçimde uygulanıyor mu?
Eğer bir
ülkede denetimin nasıl işlediği konusunda bile insanların aklında soru
işaretleri oluşuyorsa, burada ciddi bir güven sorunu var demektir.
Hukuk,
kişiye ve partiye göre değişmez. Değişmemelidir!
BİR ADIM
GERİYE GİDELİM!
Emrah Kozay
Seyhan, Oya Tekin ise Çukurova belediye başkan adaylığı için gündeme gelmişti.
Siyasi süreçte adayların yerlerinin değişmesi de kamuoyunda tartışılmıştı.
Burhanettin
Bulut’un bu süreçteki rolü ve aday belirleme mekanizmasının nasıl işlediği de
ayrıca sorgulanması gereken konular arasındadır.
Peki, bugün
ne yaşıyoruz?
Çukurova
Belediyesi’ne yönelik operasyon ve gözaltılar kamuoyunun gündeminde. Yaşanan
adli süreçler, belediyecilik anlayışını ve siyasi sorumluluğu yeniden
tartışmaya açıyor.
Ancak burada
önemli bir ayrım var: Hakkında soruşturma yürütülen kişilerle ilgili suçluluk
hükmünü mahkemeler verir. Hukuk devleti bunu gerektirir.
Öte yandan,
kamuoyunun da sormaya hakkı var: Adaylar belirlenirken hangi ölçütler esas
alındı? Liyakat mi, siyasi yakınlık mı, yoksa başka hesaplar mı?
Bu sorulara
açık ve ikna edici cevaplar verilmedikçe tartışmalar bitmeyecektir.
SİYASET,
KİŞİSEL RANT KAPISI DEĞİLDİR!
Bütün bu
yaşananlar, siyaset kurumunun geldiği noktayı sorgulamamız gerektiğini
gösteriyor.
Siyaset
makamı; kişisel çıkar sağlamak, yakınlarını korumak veya kamu kaynaklarını
kendi çevresine aktarmak için kullanılacak bir makam değildir.
Siyaset,
halka hizmet etme sorumluluğudur.
Belediyeler,
siyasi kadroların kişisel hesaplaşma alanı değil, vatandaşın vergileriyle
hizmet üreten kamu kurumlarıdır. Belediye başkanlığı da meclis üyeliği de bir
ayrıcalık değil, halka karşı üstlenilmiş bir görevdir.
Bu görevleri
üstlenenler, attıkları her adımın hesabını halka verebilmelidir.
Şimdi biri
çıkıp bana, “Çok iyi niyetlisin!” diyebilir.
Belki de
öyleyim.
Ama ben hâlâ
siyasetin dürüstlükle yapılabileceğine, kamu görevlerinin kişisel çıkarlardan
arındırılabileceğine ve halkın hakkını savunmanın mümkün olduğuna inanmak
istiyorum.
Çünkü mesele
yalnızca Yüreğir değildir.
Mesele
yalnızca Çukurova değildir.
Mesele,
bu ülkenin insanının alın teri, hakkı, hukuku ve geleceğidir.
Ve son sözüm
şu:Derdine yan ey halkım! Çünkü siyaset, halka hizmet
etmekten uzaklaştığında, bunun bedelini en ağır şekilde yine halk öder