Bugün sizlere nedense, gündemin dışında bir şeyler paylaşmak istedim. Geçen günlerde Ulukışla Altay Köyü’nde Nevruz Kutlamalarına katılmıştım, At binenler, ok atanlar, tazı yarıştıranlar ve Altay Türklerinin var olan bütün gelenek-göreneklerini görmek bana Türklüğümü tekrar hatırlattı. Bunu düzenlenmesinde ön ayak olan köyün, kadın muhtarı olması da göğsümü kabartı. Bırakın dünyayı kadın ve çocuklara size cenneti göstersinler…
Oldukça kalabalık bir kutlamaydı. Her yerden gelmiş ziyaretçiler ve Kazakistan’da yaşayan Altay Türkleri de oradaydı. İlgimi çeken en önemli detay, gençler dahi aralarında kendi dilleriyle konuşmalarıydı. Kültürlerini ve dillerini yaşatmaları gerçekten saygı duyulası bir davranış.
Bunları kız kardeşime anlattığımda “abla pilav ve et yedin mi?” diye sorunca, “evet pilav ve etti kazanlarda yapılırken gördüm ama insanlar birbirini çiğnediği için sıraya girmeye cesaretim olmadı,” cevabını verdim. Kardeşim daha önce Macaristan da bu etkinliğe katıldığı için gösterilerin hepsini biliyordu. Yani oradaki etkinlikte de Türkler vardı, buradaki etkinlikte de en büyük fark Macaristan’da insanların sıraya girip herkesin, pilav ve etten tatma şansı olmasıydı.
Demek ki bu mevzu Türklükle değil, bağlı olduğun coğrafyanın yozlaşmasıyla ilgili. Siz ne kadar kültürünüzü korumaya çalışırsanız çalışın başka kültürlerin etkisi altına maalesef girebiliyorsunuz.
Bizler doğuya ne kadar yaklaşıyorsak o kadar asıl kimliğimizden uzaklaşmaya devam ederken, batının medeniyeti yerine, onların yozlaşmış yaşamlarını örnek almaya devam ediyoruz. Ne üzücü değil mi?
Her ne kadar sınavlardan geçemesem de pratikte çok sevdiğim Türk Mitolojisinden birkaç kesinti sizlere yazmaya çalışacağım. Sonra tekrar yorumlarım.
Türk Mitolojisi, eski Türk topluluklarının evreni, doğayı ve insanın dünyadaki yerini açıklamak için oluşturduğu inançlar, efsaneler ve semboller bütünüdür. Orta Asya’daki göçebe yaşam tarzı ve doğayla güçlü bağ bu mitolojinin temelini oluşturur.
Evren ve Tanrı anlayışı: Türk mitolojisinde en yüce varlık Gök Tanrı’dır. Göğün ve evrenin yaratıcısı kabul edilir. İnsanların kaderini belirlediğine inanılır. Eski Türklerin dini anlayışı genellikle Tengricilik olarak bilinir.
Önemli mitolojik varlıklar:Umay Ana: Çocukları ve anneleri koruyan bereket tanrıçasıdır.
Erlik Han: Yeraltı dünyasının hükümdarıdır, kötülük ve ölümle ilişkilendirilir.
Ülgen: İyilikle ilişkilendirilen gök tanrılarından biridir.
Evren tasavvuru: Türk mitolojisine göre evren üç bölümden oluşur:
Gökyüzü (üst dünya) – Tanrılar ve iyi ruhlar
Yeryüzü (orta dünya) – İnsanlar
Yeraltı (alt dünya) – Erlik ve kötü ruhlar
Bu dünyaları birbirine bağlayan kutsal bir Hayat Ağacı olduğuna inanılır.
Önemli efsaneler
Ergenekon Destanı: Türklerin demir dağı eriterek özgürlüğe kavuşmasını anlatır.
Bozkurt Destanı: Türklerin bir dişi kurt tarafından kurtarıldığını anlatan köken efsanesidir.
Oğuz Kağan Destanı: Türklerin atası kabul edilen Oğuz Kağan’ın kahramanlıklarını anlatır.
Doğa inancı: Eski Türkler doğada ruhlar olduğuna inanırdı.
Dağların, nehirlerin, ağaçların ve ateşin kutsal sayılması bu yüzden yaygındı. Şamanlar da ruhlarla iletişim kuran kişilerdi.
Son Söz: Türk mitolojisi; doğa, gök tanrı inancı, kahraman destanları ve kutsal varlıklar etrafında şekillenen zengin bir kültürel mirastır.
Bu kadar doğa inancı yoğun olan atalarımızın torunları nasıl oluyor ki doğaya ve canlıya düşman olabiliyor. Ne ilginç değil mi?
Taşın, toprağın evrende yaratılan bütün varlıkların ruhu olduğu inancı ve bütün yaratılanlara saygı, merhamet besleyen bir toplum hangi etkenlerle canavara dönüşüp suç toplumu haline gelebiliyor?
Her dinde kabul gören canlı sevgisi, merhameti, eşitlik, adalet kavramları değerini yitirebiliyor?
Ben bütün bu soruların cevabını az çok biliyorum. Dilerim ki siz de okuduktan sonra bunların cevabını kendine verebilirsiniz.
Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın! (aramızda kalsın şu günlerde özellikle akıl sağlığınıza sıkı sıkı mukayyet olun)